a

Savunma sanayii Türkiye’nin üretim becerisine katkıda bulunuyor!

TRT Haber’den Sertaç Aksan’ın aktardığı bilgilere göre Milli savunma sanayii hamlesini ‘başka alanları baskılıyor’ görüşüyle eleştirenler olsa da rakamlar ve sahadan yansıyanlar bambaşka bir tablo ortaya koyuyor. Uzmanlara göre savunma sanayii projeleri ülkemizin topyekun üretim becerisini de artırıyor.

Türkiye’nin savunma sanayii alanında ortaya koyduğu performans her geçen gün daha da yükseliyor. Bu yükseliş sadece üretilen silah ya da sistemlerin niceliğine değil, niteliğine de son derece olumlu bir şekilde yansıyor.

Geçtiğimiz günlerde ilk milli gemisavar füzemiz Atmaca’nın gerçek bir gemi hedefini vurmasına ilişkin görüntüleri hep birlikte izledik. Atmaca’nın performansı, bu görüntülerin sahaya muhtemel yansıması, içerisinde patlamanın şiddetini artıracak mühimmat ya da yakıt bulunmayan hedef TCG Işın gemisinin son hali gibi unsurlar detaylıca tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor.

Türkiye'nin yerli ve milli ilk gemisavar füzesi Atmaca kendi alanında en iyilerden biri olarak öne çıkıyor.

[Türkiye’nin yerli ve milli ilk gemisavar füzesi Atmaca kendi alanında en iyilerden biri olarak öne çıkıyor.]

Tereyağı ve silah ikilemi nedir?

Rüştünü ispat eden Atmaca’nın hakkını teslim edelim ve perdenin arkasında devam eden bir tartışmanın kapısını aralayalım. Bu tartışmanın temelinde, bir ülkenin savunma sanayiine çok fazla yatırım yapması, diğer alanları baskılıyor ve nihayetinde söz konusu ülke geri kalıyor tezinden hareket ediliyor.

Aslına bakarsanız bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir tartışma değil. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tartışılan bir kavramın basit bir iz düşümü bugün yaşananlar. Konuyu daha net anlatabilmek için yukarıda da bahsettiğimiz ‘tereyağı ve silah’ ikilimi hakkında kısa bir tanımlama yapmak şart.

I. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Wilson yönetimindeki Amerika’da Dışişleri Bakanı William Bryan, yönetimi protesto amaçlı istifa eder. Bryan’ın protesto istifasının nedeni barut yapımında yüksek maliyeti ve riskleri nedeniyle Şili’den ithal edilen nitratın kullanımına karşı çıkmasıdır. Nitrat aynı zamanda tarımda kullanılan kimyasal gübrelerin üretiminde de önemlidir ve Bryan’a göre bu alanda kullanılması gerekir.

İşte bugün yaşadığımız tartışmanın temeli de ‘ülkenin kıt kaynaklarını silah imalatına mı, yoksa tüketim malları imalatına mı ayıracağı’ sorusu üzerinden şekilleniyor. Birinci ve ikinci dünya savaşlarının sonuçlarına bakınca ne ABD’nin ne de Almanya’nın tereyağını seçmediği gerçeğini hatırlatalım ve asıl konumuza dönelim.

Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan.

[Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan.]

Türkiye yanlış yolda mı?

Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan, Türk mühendislerin imza attığı çok farklı projelerde bulunmuş bir isim. Savunma sanayii projelerinin diğer alanları baskıladığı iddiasını hatırlatıyor ve ‘Türkiye yanlış yolda mı?’ sorusunu yöneltiyoruz.

Erkan’a göre atılan adımları sadece ‘silah’ olarak görenlerin böyle bir sonuca varması çok doğal. Ancak Türkiye’nin hayata geçirdiği projeler ve sistemlerin arka planı biraz daha detaylıca incelendiğinde, bu hamlelerin nasıl bir ‘ekosistem’ oluşturduğunun görülebileceği kanaatinde.

Yüksek teknolojide rekabetçi bir çizgi yakaladık

Her ne kadar ‘yanlış yolda mıyız?’ sorusunun kestirme bir yanıtı olsa da Kozan Selçuk Erkan yolu biraz uzatıyor. Uzatıyor çünkü bazı noktalara temas etmeden varılacak sonucun gerçeklikten uzak olacağını biliyor.

Öncelikle Türkiye’nin sadece basit bir silah satıcısı olmadığının altını çiziyor Erkan. “Son derece gelişmiş sistemleri yüksek yerlilik oranıyla üreten ve bu becerisini her gün daha da artıran bir ülkeyiz” diyor.

Verdiği bilgilerden, Ankara’nın gelinen nokta itibarıyla yüksek teknolojik ürünleri dünya piyasasına rekabetçi maliyetlerle sunmaya başladığını öğreniyoruz. Erkan’ın bize anlattıklarını Türkiye’nin 2021’in sadece ilk 5 ayında milyar dolarlık ihracat seviyesine ulaştığı bilgisi de destekliyor.

Türkiye, ürettiği sistemlerin test, bakım ve onarımlarını da kendisi yapabilecek bir sistem kurdu. Foto: AA

[Türkiye, ürettiği sistemlerin test, bakım ve onarımlarını da kendisi yapabilecek bir sistem kurdu. Foto: AA]

Farklı disiplinlerin önü açıldı

Peki bu sonuç bizi ‘diğer alanların baskılanmadığı’ kabulüne götürür mü? Savunma Sanayii Araştırmacısı Erkan’a göre Türkiye, bir silah sistemi ihraç ettiğinde tek üreticinin ortaya çıkardığı parçalardan oluşan bir mekanizmayı değil son derece teknolojik, yoğun emek harcanmış, çok farklı disiplinlerin bir araya getirdiği çeşitli alt sistemlerin toplamını satıyor.

Gelişmiş elektronik sistemler, yazılım, elektromekanik, kompozit teknolojileri, metalürji gibi çok farklı konuların toplamıyla bir silah sisteminin oluştuğunu belirten Erkan, milli savunma sanayiinin başka alanları nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor:

“Bunları yapabilmek için çok ciddi bir teknolojik ekipman ve daha önemlisi insan kaynağına yatırım yapma zorunluluğu var. Yüksek kaliteli istihdamı artırmanız da yetmiyor. Tüm bunların sonucunda ortaya katma değeri oldukça yüksek ürünleri de ortaya koymanız lazım.

Son yıllarda müthiş bir ivme kazanan Türk savunma sanayiinin ülkemize en büyük katkısı yetişmiş insan kaynağıdır. Savunma sanayii sadece mühendislik ve teknik açıdan çalışılan bir alan değil. Uluslararası düzeyde işletme, iktisat, halka ilişkiler gibi birbirinden farklı bölümlerde de çok iyi olmanız lazım. Sonuç olarak bu alanlara da yatırımlar yapılıyor ve bir süre sonra son derece başarılı bir finans uzmanı ya da alanında çok yetkin bir medya danışmanı da yine bu sektörün dişlilerinden çıkıyor.”

Uzmanlara göre savunma sanayii projelerinin en büyük kazançlarından biri de 'nitelikli insan' oldu.

[Uzmanlara göre savunma sanayii projelerinin en büyük kazançlarından biri de ‘nitelikli insan’ oldu.]

Gelişen teknoloji ‘silah ve terayağı’ denklemini de değiştirdi

Yukarıda bahsettiğimiz silah ve tereyağı denkleminin bugün pek geçerli olmadığı görüşünde Selçuk Kozan Erkan. Değişen dünyayla beraber en üst düzey üretim kapasitesinin savunma sanayiine kaydığını anlatıyor ve günümüzde bu alandaki firmaların sadece savunma sanayi için üretim yapacak şekilde biçimlenmediğini söylüyor.

Görüşlerini son dönemlerden hepimizin bildiği bazı örneklerle destekleyen Erkan, şöyle devam ediyor:

“COVID-19 salgınının başında yerli solunum cihazı ihtiyacının Arçelik, ASELSAN, Baykar ve Biosys firmalarının ortak çalışmasıyla Avrupa ve ABD’den çok daha hızlı, kaliteli ve uygun maliyetle üretilmesini nasıl unuturuz? Kaldı ki bu cihazlar sadece Türkiye’nin değil dünyanın çok zorlu bir dönemden geçtiği anda ortaya kondu ve yerkürenin dört bir yanına ihraç edildi.

Günümüzde savunma sanayinde üretim yapan bir firma ve personeli sadece silah sektörüne değil pek çok farklı sektöre de hizmet verebilen geniş bir üretim becerisine sahip oluyor. Örneğe bir ilave daha yapalım… Geçmişte ASELSAN için yazılım üreten firma bugün dünya genelinde bilinen bir oyun üreticisi konumunda. Bunlar tesadüf değil.

Netice itibarıyla Türkiye yerli ve milli savunma sanayii hamlesiyle çok değerli bir ‘ekosistem’ kurdu. Ve bu sistem eğer doğru yönetebilirsek bizi çok farklı alanlarda başarıya taşıyabilir. Ne kadar çok savunma sanayii ana ve alt ürünü geliştirir, üretir, sonrasında ihraç edersek o kadar çok tereyağı üretecek kaynağa sahip oluruz. Aklımızın bir köşesinde ‘üretmeli ve mutlaka ihraç etmeli’ sözü yankılanıp durmalı.”

Kaynak: TRT Haber

    YORUMLAR

    s

    En az 10 karakter gerekli

    Sıradaki haber:

    ASELSAN’dan 42,6 milyon avroluk uluslararası anlaşma